Öğrenmeyi Öğrenme

BEYNİN SENİNLE TANIŞMAK İSTİYOR, YA SEN?

Doğduğunda korkuların yoktu, güvensizlik nedir bilmezdin. Emeklemeye başladığından “Ya emekleyemezsem” demedin. İlk defa ayakta durmak için kalktığında düşebileceğini düşünmedin. Sonra düştün ve yeniden kalktın.

Yürümek için ilk adımı attığında çevrendekiler nasıl da sevindiler? Sen daha hızlı yürümek için adım atarken korkmuyordun. Oysa annenle babanın ödü patlıyordu. Ve koşmaya başladın.

Hiç kursa gitmeden, özel hoca tutmadan konuşmayı öğrendin, hem de hiç yanlış yapmadan. Üç yaşına geldiğinde sana tamamen yabancı olan bir dili öğrenmiştin.
Hiç durmadan soruyordun, çünkü merak ediyordun, çünkü her şey senin için yeniydi, gizemliydi.

Konuşmaya başlamana çok sevinen anne-baban zaman zaman sorularından sıkılmaya ve baştan savma cevaplar vermeye başladı değil mi? Başta “konuş, hadi bir daha söyle” diye başlayan kelimeler “Sus artık, git babana sor.” gibi cümlelerle yer değiştirmeye başladı.

Ve seni alıp okula götürdüler. Senin gibi birçok arkadaşın vardı. Koşa koşa gitmiştin. Öğretmenine gülümserken gözlerinde çiçekler açıyordu. “Öğretmeniiiim” derken ağzından bal akıyordu. “Tahtaya kim gelmek ister?” sesi duyulduğunda tüm sınıf koşuyordu değil mi?
Sonra ne oldu?

Önceleri konuşman, sorman için sana cesaret verenler seni susturmak için çabalamaya başladılar. “Suuus” diye sesini yükselttiler. Önceleri kısık sesle konuşmaya devam ettin. “Keeeessss” diye bir haykırış duyduğunda sustun.

Bir yanlış yaptığında “salak” dediler. Tahtada matematik probleminin sonucunu eksik yazdığında tokat yedin belki de. Heyecandan kızardın, bildiklerini de hatırlayamadın. Bazı arkadaşların acıyarak bakarken bazıları güldüler sana.

Sen büyüdükçe beynine yapılan saldırılar arttı: Salak, aptal, manyak, hayvan, geri zekâlı, öküz kafalı, serseri, kuş beyinli, zekâ özürlü gibi hakaretler yağdı üzerine.

Önce gözlerinin ışığı azaldı. Daha az güler oldun. Sonra gülümsemeyi bile unuttun. Kendine güvenini yitirdin. Dünyayı bile yörüngesinden çıkarabileceğine inanan sen kitapta okuduğun yörüngenin ne demek olduğunu bile anlamamaya başladın. Önceleri sen dev gibiydin, dersler karşısında karınca gibiydi. Sonraları sen karınca gibi küçültüldüğün için dersler karşında aşılması imkânsız dağlar gibi oldu.

Doğduğunda göz kamaştırıcı bir pırlantaydın. Sanki yere düşüp çamura, toza toprağa bulandın. Fark edilmiyorsa bile biliyor musun yine pırlantasın. Göz kamaştırman için tozlarının silinmesi gerek değil mi?

İnsanın bir mücevher sandığının üzerinde oturması ve bundan habersiz, bir ekmek parası için dilenmesi ne acı değil mi?

Türkiye’nin iki trilyon dolarlık bor madeninin üzerinde oturup üç-beş kuruş borç istemesi de çok acı…

Bunlardan daha acı olanını biliyor musun?

Senin muhteşem bir beyne sahip olup onu kullanmayı bilmediğin için not, net, puan ve başarı dilenmen.

SÜRÜNDÜĞÜN YETER ARTIK YETEEEEEEEEER…

Ya da bunların hiçbirini yaşamadın. Kendinin farkında olan, harika başarılara imza atan bir insansın.

Hedeflerin büyük mü? O büyük hedeflerine giden kestirme bir yolun da olduğunun farkında mısın?

Belki de bir ilki gerçekleştirmek istiyorsun…

Başarının en büyük düşmanı yine başarının kendisidir. Az başarılara sevinirken çok daha büyük başarılara ulaşma fırsatını kaçırmak istemediğinden eminim.

Şimdi seni muhteşem hedeflerine daha güvenilir yollardan götüren kervana katılma zamanı…

Ne dersin?

ÖĞRENMEYİ ÖĞRENİYORUM SEMİNERİNDE NELER VAR?

BAŞARIYA GİDEN YOL DERSLERE ÂŞIK OLMAKTAN GEÇER

Önce muhteşem beyninle buluşuyor ve tanışıyorsun.

Sahip olduğun kıymetli hazineyi keşfediyorsun.

Göz kamaştırıcı zekânı fark ediyorsun.

Sonra beyninin nasıl çalıştığını anlayıp heyecanlanıyorsun.

Beynin çalışmasını engelleyen arızaları bulup tamir ediyorsun.

İçindeki tortuları yok ediyorsun.

Başarını engelleyen önyargıları parçalıyor ve tamamen yok ediyorsun.

Beynin frenlerini bırakıyorsun.

Başarı yolunda yavaşça ilerlemeye başlıyorsun.

Nasıl kolay unuttuğunu ve nasıl kolayca hatırlayabildiğini öğreniyorsun.

Beynin bölümlerini (sağ – sol lob) tüm özellikleriyle tanıyorsun.

Beynin bölümlerini birleştirdiğinde ne olacağını merak ediyor musun?

Bağlama tekniği ile beynini üretmeye, sağ ve sol lobu birleştirmeye başlıyorsun.

Çivileme ile maddeli konuları tek seferde öğrenip bilgileri hiç çıkmamak üzere beynine çakıyorsun.

Bilgileri beyninde ev eşyalarına yerleştirip istediğin zaman hatırlamanın heyecanını yaşıyorsun.

2000 kelimeden oluşan bir listeyi sadece bir okuyuşta hiç sıra atlamadan sayabiliyorsun.

15–20 maddeden oluşan bir konuyu saatlerce ezberlemeye gerek kalmadan bir okuyuşta öğreniyorsun.

Zihnin antrenmanlarıyla beynini kullanma kapasitesini artırıyorsun.

Seminerde sana dokunacak sihirli bir değnek yok.

Sen de zaten var olan büyüleyici gücü eline alıyorsun, onu kullanmayı öğreniyorsun ve onu kullanıyorsun.

Bir konuyu beyin haritaları ve resimleme yöntemiyle beynine yapıştırıp ömür boyu hatırlatmayı öğreniyorsun.

Akrostiş tekniği ile en zor bilgileri beynine kolayca yerleştiriyorsun.

ISOAT tekniği ile 250 sayfalık bir kitabı 25–30 saatte öğreniyorsun.

Derslerin seni hedefine götüren dostların olduğunu anlıyorsun.

Hayat otobüsünün direksiyonuna kendin geçiyorsun.

Gelecekte içinde yaşayacağın muhteşem sarayını bugünkü çalışmalarınla belirleyeceğini anlıyor ve en kaliteli malzemeyi toplamaya başlıyorsun.

Artık beyninin kontrolünü kendi eline alıyorsun.

Ders kitaplarını ilk defa öpüyor, kokluyor ve bağrına basıyorsun.

Kendi hayatının kalitesini yükselteme sorumluluğunu kendin alıyorsun.

Seminerden ayrılırken ağzından şu sözler çıkıyor:

“Artık dersler benden korksun.”

“Okulumun gözü bugünden itibaren muhteşem bir öğrenci görsün.”

Seminerde Uygulanan NLP Teknikleri

  • Vücuduna park eden tüm olumsuz duyguları temizleme tekniği.
  • Beynini kaplayan zehirli düşüncelerden kurtulma tekniği.
  • Kendine güven yükleme ve özgüven artırma tekniği.
  • Sevdiklerini affetme tekniği.
  • Kendini affetme tekniği.
  • Sınav heyecanı ve kaygısından kurtulma tekniği.
  • Mükemmellik çemberi tekniği.
  • Pozitif ruh hallerine girme tekniği.

Seminer Süresi: 30 saat